Baharatların büyülü dünyası
Ağustos 9, 2010 baharat dünyası
Günümüzde baharat deyince aklımıza “lezzet” gelir ilk anda. Baharatlar içinden sadece bir bölümü pahalıdır ancak geri kalan bölümü neredeyse her markette, bakkalda, aktarda oldukça ucuz fiyatlarla satılmaktadır. Daha yemeğiniz ocaktayken bir koşu markete kadar gidip baharatınızı yemeğiniz pişmeden yetiştirebilirsiniz.
Bu kadar kolay bulunabilen, genellikle toz olarak kullandığımız baharatların kabuk veya çekirdeklerinin, yaprak ve tohumlarının ne kadar zor taşındığını, insanların sırf bu baharatlara ulaşabilmek ve elde edebilmek için canlarını nasıl tehlikeye attığını düşünmek bile çok ilginç geliyor. Özellikle Ortaçağ’da baharatların önemi öylesine büyüktü ki şimdilerde nasıl petrol için savaşılıyorsa o zamanlarda baharatlar uğruna savaşlar yapılıyordu. Örneğin; 15. yüzyılın, tek bir karabiber çuvalının bir insanın hayatından daha değerli olduğu, baharat kelimesinin (spices) para anlamında kullanıldığı bir çağ olduğu söyleniyor. İşin aslına bakarsanız baharatların keşfinin MÖ 5000 yıllarında ilkel insanların yaptığına bile inanıyor arkeologlar. Onlara göre o zamanın insanları bazı aromatik bitkileri etlerle birlikte kullandı ve tesadüfen de olsa bu lezzetli otları keşfettiler. Güzel de bir keşifti bu elbette ve tarih öncesine varan bu keşfi sadece ilkel insanlar değil, çeşitli dinlere göre tanrılar, din adamları ve krallar da keşfettiler. Ortaçağ’ın tatsız tuzsuz yemekleri baharatlarla renklenince keşifler çağının da başlangıcı oldu ancak elbette ki ana neden para kazanma hırsıydı.
Romalılar ve Yunanlılar özellikle bu aromaları keşfettikten sonra hem kendileri kullanmaya başladılar hem de gittikleri yerlere de götürdüler bu baharatları. Mesela ‘aroma’ Yunanlıların baharat için kullandıkları eski bir sözcüktür. Romalılar da doğuda keşfettikleri bu nefis aromalı baharatları batıya ilerleyerek aynı zamanda onlara da yaymıştır. Böylece batı mutfağı da tatsız, lezzetsiz yemeklerine nefis aromalar, baharatlar kullanarak bir son vermişlerdir. Hali hazırda bol bol kullandığımız baharatlar, binlerce sayıda develi kervanlarla uzun yolculuklarla gelebilmiştir günümüze. Çin’den zencefil, Hindistan’dan biber ve karanfil, Baharat Adalarından tarçın ve küçük Hindistan cevizi ağacı getirilmek için vahşi korsanların saldırısına maruz kalma tehlikesine rağmen okyanus üzerinden gemi seferleri yapılıyordu. Sadece korsan değil, sert esen rüzgarlar, fırtınalar ve gemilerin parçalanması riski de cabası. Tüm bunlara rağmen baharatlara ulaşabilmek için her türlü risk, zorluk göze alınıyordu.
Bir zamanlar sadece zenginlerin sahip olabildiği baharatlar, zaman geçtikçe sadece mutfak içerisinde sıkışıp kalmadı. Roma ziyafetlerinde leziz yiyecekleri süsleyen aromalar olarak yola çıkan baharatlar bu yolculuğu boyunca bir çok alanda kullanıldı. İlaçlar yapıldı Hipokrat tarafından, defne yaprağı ile olimpiyat kahramanlarının taçları örüldü, banyoda baharat kokulu yağlar kullanıldı, baharatla tatlandırılmış şaraplar yapıldı, baharattan yapılmış tütsüler tapınakları büyüledi. Kadınların güzellik tutkusu nedeniyle şehvetli, misk kokulu yağlar, parfümler yapıldı.
Bu zorlu yolculuğu esnasında baharat bütün dünyayı büyülemeyi başardı. Şimdi mutfakların vazgeçilmezi olarak, aroma kattığı yemeklerin lezzetiyle de tüm insanları büyülemeye devam ediyor.






